Tem
21
Posted by admin
Merhaba Dostlar…
Uzun zamandır site ile ilgilenemiyordum fakat Sagopa Kajmer 2011 albümü çıkarması ile yeni mp3′ler ve birkaç yazı ekleyeyim dedim (:
Mp3′ler arasında ;
Galiba ( Banjo Mix )
Herkes
Bu parçaları kesinlikle dinlemenizi tavsiye ederim…
İyi dinlemeler…
Haz
14
Posted by admin
Son günlerde adeta dünya bankası haline gelen paypal , türkiye ve genel olarak yapmış olduğu geliştirmelerde bazı sorunlar meydana gelmiştir.Sorun denilemez ancak sıkıntılara sebeb olmuştur.
Bir çok yeni kullanıcı paypal a kayıt olurken eksik telefon numarası hatasını almakta telefon no yazma örneği belirtilmediği için kullanıcılara bu hatayı vermektedir.
+90 xxx xxx xxxx şeklinde yazdığınız takdirde kayıt olma işleminizde sorun olmayacaktır.
Oca
30
Posted by admin
Yadigar Ejder
Dev Cüsseli seyrek dişli hani hep Kemal Sunal dan dayak yiyen hala hatırlayamadıysanız doktor civanım filminde kemalin yarıştığı sünnetsiz gafur şark bülbülü filminde gazino patronu fethi’nin döverek rahatladığı mazlum, gerzek şaban filminde kahveci hamza hatırladınız değilmi…
Yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. Varlıkları sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. Herhangi birileri, falanca ya da filanca. Adı, soyadı hiç önemli değil. Başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar.
Ya da figüranlar diyelim biz bunlara.
Perdenin hazin yüzleri.
Adları sinema afişlerine yazılmayanlar. Yüzleri tanıdık, isimleri bilinmeyen insanlar. Belki de kahvedekilere en çok benzeyenler. Yeşilçam’da da kahvede oturmazlar mı iş beklemek için. İnşaat işçilerine ne çok benzerler. Bir yapımcının kahveye girip de iş dağıtmasını beklemek.
Makyajsızlar…
Senaryoyu okuma ihtiyacı olmayanlar. Filmin bir yerinden girip, öylece yok olanlar. Dayak yiyip, ölüp, çay dağıtıp, durakta bekleyip filmden kopup gidenler. Hayatın ıssız sokaklarında gezip, filmin ayrıntı karelerinde yer bulanlar. Makyaja ihtiyaç duymayan figüranlar.
Onlardan biriydi Yadigar…
İri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, çirkin bir adam. Kötüler hep çirkin olmalıdır değil mi?
Filmlerde eşşek sudan gelinceye kadar dayak yerken tanıdık bu iri adamı. Bazen Cüneyt Arkın dövüyordu bazen de Kemal Sunal. Şaban’dan dayak yemesi ne kadar da trajiktir. Eğer günlük hayatta olsa hepsini dövebilecek niteliktedir Yadigar. Gel gör ki dayak yemek için para almaktadır. O da dayağın en iyisini yer.
O dayak yerdi biz gülerdik. Kahramanımız gözümüzde büyürdü ona dayak atarken. O kadar iri bir adamı dövebilmesine hayran olurduk kahramanımızın. O ise sesini çıkarmadan içtenlikle yerdi dayağı. Hep kötü bir babanın adamıydı Yadigar. İyi insanlara saldırır, kötülüğe hizmet eder, haince kahkahalarla gülümserdi.
Sahiden o kadar kötü olabilir miydi?
Diğer figüranlar onun kadar iri olmadığı için onun dayak yemesinin ayrı bir anlamı olurdu. İşi daha önemli hale getirirdi. En son o dayak yerdi. Final döğüşü olurdu. Onu dövmenin önemi hepsinden çoktu. Çünkü en dövülemez olanı oydu.
Bu sahneler hiç değişmedi. Yani onun bir kez olsun dövebildiğini ve böylece filmin bittiğini görmedik. Senaristler hiç sürpriz yapmadılar bu iri adama. Günlük hayatın akışı, kaderin tecellisi hiç değişmedi. İsmi anılmayanlar, makyajsızlar hiç finalde tutunamadılar. Filmin acı karelerine malzeme olup, yitip gittiler öylece.
Yeşilçam’ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti Yadigar’ın üzerine. Gülümsemiyordu koca adam. Günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek. Yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. Emekçisi olmuştu sinemanın. Öyle bar köşelerinde değil filmin içinde emeğini konuşturuyordu Yadigar. Türk sinemasının binlerce karesine görüntü vermişti. Varsın ismi de bilinmesindi.
Gerçi hayat zordu. İki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu.
Bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam.
Son zamanlarda işleri iyi değildi Yadigar’ın. Parasızlık çekiyordu. Birileri ün, para, imaj peşinde koşarken Yadigar’ın durumu gitgide kötülüyordu.
Hey gidi koca adam.
Her yanını utanç kaplamıştı. Dayak yemekten büyük bir utanç. İyice parasız kalmış karnını doyurmakta güçlük çekiyordu. Kirasını ödemeyeli çok zaman olmuştu. Tek göz bir odaydı kaldığı. Buna rağmen kira parası bulmakta güçlük çekiyordu.
Bir gün evinden çıkardılar Yadigar’ı. Kimi kimsesi yoktu İstanbul’da. Buz gibi soğuk bir gece vakti Taksim’e çıktı birkaç parça eşyasıyla.
Havada hain bir soğuk kol geziyordu. Kimsecikler yoktu koca meydanda.
Buralarda ne kadar çok dolaşmıştı.
Bir banka uzandı. Ellerini bacaklarının arasında ısıtmaya çalıştı.
Öksürüyordu epeydir koca adam. Uyku girmedi önce gözlerine. Yarını düşünüyordu.
Sonra yorgunluk çöktü. Ağır ağır kapandı gözleri.
Bir uyudu, bir daha uyanmadı.
Bir uyudu, bir daha dayak yemedi kimseden.
Bir uyudu kimseler bilmedi ismini.
Bir öldü yalnız Taksim Meydanı ağladı koca adama. Sokak köpekleri tuttu yasını.
Yaşamın son karesini asillere yakışır bir onurla oynadı adam.
Bir figüran gibi öldü; kimsesiz, yalnız, gözyaşı dökmeden….

Allah(c.c) mekanını cennet eylesin…
Gerçekten çok üzüldüm büyük üstad’dı.
Oca
22
Posted by admin
Uzun zamandır yazmıyordum…
Finaller bitti vede uzun bir tatil dönemine girdik ama ben gene çalışıp web hosting işine devam edeceğim…
Bu arada yeni projelere imza atarak güzel bir upload sitesi açmayıda planlıyorum tabiki güzel bir sponsor bulabilirsek
Tem
23
Posted by admin
Son patitoyu da attım ağzıma ve bim’e doğru yola çıktım. zaten iki adım ötesi bim. annemin terliklerini giyip çıkayım l*an dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar ben bunu anladım. bim her zamanki gibi sakindi. klima çalışıyor ama soğutmuyordu. nasıl bir klima l*an bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı, çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum. “abi bu klima üflemiyor galiba” dedim. ama cevap vermedi, işine döndü. bende doğruca patitoların olduğu yere gittim. aman allahım bu ne güzellik. bissürü patito yan yana. gel de alma. hemen iki paket aldım. zaten sudan ucuz. bir de le porta almak lazımdı. gittim onu da aldım. tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık. sanki bir zamanlar kulağıma “aşkım” diye yankılanan bir ses şimdi “süt de alalım. dost süt olsun” diyordu. bir zamanlar kulağıma “seni seviyorum” diye yankılanan bir ses şimdi “yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz” diyordu. yavaşça arkamı döndüm. patitolar ve le porta elimden yere düştü. evet, eski sevgilimdi bu. bir zamanlar sevdiğim kadındı. bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kadın. şimdi nişanlısıyla bim’e gelmiş alışveriş yapıyordu. bir zamanlar aşık olduğum kadındı bu. ve alışveriş arabasında le cola, blume, dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi birsürü ürün vardı. evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu. ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası bim’de raf diye bir şey yok ki. tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadım. peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar. bastılar kahkahayı. yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. le portam manzunca yerden bana bakıyordu. ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu. gözlerine baktım. le portanın değil l*an, eski sevgilimin. ban baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. ayaklarıma bakıyordu. anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. buydum işte. sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayım ona. bim’de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi? ben en azından yakışıyorum buraya. içimden geldiği gibiyim. böyle düşündüm ama sonra hassiktir dedim. adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. kim naapsın l*an beni. “nasılsın görüşmeyeli?” dedim. “iyiyim” dedi. “ne güzel” dedim. “hıhı” dedi. gittikçe gerginleşiyordu ortam. yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye baktım ama “nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez” düşüncesi hasıl olduğundan zerre s*k*nde değildim herifin. adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu. “niye böyle olduk biz?” der gibi baktım. “ne diyorsun?” der gibi baktı bana. “niye böyle olduk diyorum?” der gibi tekrar baktım. “ne diyorsun anlamıyorum” der gibi tekrar baktı bana. “neyse s*kt*r et” der gibi baktım. s*kt*r etti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden. gözyaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım ve kasaya gittim. bir de blume peçete aldım yüzlük paket, gözyaşlarımı silmek için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, “paran var mı” der gibi baktı bana, bana bakması artık kimse. al l*an paranı der gibi uzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü. tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. dönüp onu da aldım. mina koyim, bir romantizm de yaşayamadık be. eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum, yoldaşım, üzgün olduğumu anlayabilen tek insan. “abi bir şey diycem. pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya bir büyük” o günden beri evdeyim. bim’e de kapıcıyı yolluyorum.
Alıntıdır ama çok süperdi :p
Tem
22
Posted by admin

Ferit ASLAN/DİYARBAKIR, (DHA)
DİYARBAKIR’ın Çınar İlçesi’ne bağlı Yuvacık Köyü’nde, geçen yıl 6 yaşındaki oğlu Enes’i anasınıfına kayıt yaptırmak isteyen Elif Satık, iddiaya göre kayıt parası veremediği için okulun halılarını yıkamak zorunda kaldı. Halıları damda yıkarken kayıp düşme sonucu belkemiğinde kırık olduğu için yürüyemeyen Elif Satık, Milli Eğitim Bakanlığı‘ndan 210 bin TL maddi ve manevi tazminat istiyor.
Çınar İlçesi’ne bağlı Yavacık Köyünde İlköğretim okulunun anasınıfına, oğlu Enes’i geçen yıl kayıt için götüren 31 yaşındaki Elif Satık’tan iddiaya göre, kayıt ve aidat parası olarak 20 TL istendi. Eşi Mehmet Satık’ın işsiz olduğunu söyleyen Elif Satık, parayı ödeyemeyeceğini belirtirken, öğretmenler okul müdürünün talimatı gereği ana sınıfının halılarını kayıt parası karşılığı yıkamasını istedi. Evine dönenen Elif Satık, daha sonra öğrencilerin getirdiği halıları evinin damında yakarken, 14 Ekim 2009 tarihinde ayağının kayması sonucu damdan düşerek ağır yaralandı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi‘ne kaldırılarak ameliyat edilen kadının düşme sonucu belinde 3 omurunun kırıldığı ortaya çıktı. Kırılan omurlara platin takılmasına rağmen yatağa bağımlı kaldığını belirten anne Elif Satık, maddi durumlarının iyi olmaması nedeniyle düzenli tedavi olamadığını söyledi.
SAVCILIK: KOVUŞTURMAYA YER YOK Elif Satık’ın düşüp yatalak olması olayı ile ilgili Çınar Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılan soruşturmada, okul yöneticileri ve Elif Satık’ın ifadeleri alınarak olayda suçlu bulunmadığına ve Elif Satık’ın okulun halılarını kendi isteği ile yıkadığına yer verilerek, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Olayın basın yayın organlarında yer alması üzerine Satık ailesi, avukatı aracılığı ile Siverek Ağır Ceza Mahkamesi’ne başvurarak, savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasını istedi. İtiraz dilekçesinde, Elif Satık’ın okuma-yazması olmadığı halde imzalatılan ifadenin kendisine okutulmadığı ve başka görgü tanıklarının ifadelerinin de alınmadığı belirtildi.
BAKANLIKTAN 210 BİN TL TAZMİNAT İSTEDİ Elif Satık’ın avukatı Mehmet Adıgüzel, 2 çocuk annesi Elif Satık’a kayıt parası ödememesi karşılığı okulun halılarının yıkatıldığını ve müvekilinin sırf çocuğu eğitim görsün diye buna katlandığını belirterek, “Ancak, halıları yıkarken ayağı kayıp damdan düşüyor ve ağır yaralanarak şu anda yatalak durumuna düşüyor. Ailenin hiç bir sosyal güvencesi ve geliri olmadığından kadın ailesi ile ilgilenemediği gibi kendi ihyiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekiyor” dedi.
Adıgüzel, Satık ailesinin 20 TL kayıt parası yüzünden maddi ve manevi olarak büyük zararlar gördüğünü ve Milli Eğitim Bakanlığına başvurarak, 210 bin TL maddi ve manevi tazminat istediklerini söyledi. Avukat Adıgüzel, Bakanlıktan gelen cevaba göre İdare Mahkemesi’ne dava açacaklarını söyledi. Milli Eğitim Bakanlığına gönderilen tazminat başvurusu ile ilgili dosyaya, Elif ve eşi Mehmet Satık’ın aldığı, ‘Fakirlik kağıdı’ adlı belge de konuldu.
OKUL MÜDÜRÜ: VELİLER, GÖNÜLLÜ YIKIYOR Cumhuriyet savcılığının olay ile ilgili hazırladığı soruşturma kapsamında ifade veren okul müdürü Veysi Gül, zorla halı yıkatıldığı iddiasını reddederek, “Halıları öğrenci velileri gönüllü yıkıyor. Kimseye zorla ya da kayıt parası karşılığı halıları yıkatmadık. Nazımızın geçtiği ailelere rica ettik, onlar da gönüllü alıp bu halıları yıkıyorlar. Bizim bu olayda her hangi bir suçumuz yoktur” demişti.
Görüşüm : Böyle müdürleri atacaksın en kötü yerlere öğretmen yada hademe diye aktaracaksın bu nedir ya 20 TL için bu yapılır mı aslında kayıt parası nedir ne yapıyorsunuz ki kayıt parası alıyorsunuz ?
Herkesin bir yaptığı görev var 100 TL veripte halıcıda yıkatsaydınız ne o kadın bu hale düşecekti nede çocuk böyle vicdan azabı çekecekti bence 210 bin TL + hastane paraları +müdürün ve ona yaltakçılık yapan öğretmenleri bu görevde tutmuyacaksın öğretmenlik böyle bir meslek olamaz…
Tem
09
Posted by admin

Oynadığı 2 sezon ile izleyicileri ekran başına kitleyen, son bölümüyle adından çok fazla söz ettiren Aşk-ı Memnu. İzleyicilerin yoğun isteği sonrasında diziye 1 sezon daha devam etme kararı aldı. Ancak Bihter’in ve Beşir’in öldüğü, Firdevs’in felç olduğu ve Behlül’ün kaçtığı son bölümün nasıl devam edeceği ise merak konusu. Yapılan açıklamaya göre dizi Bihter’in uykudan uyanmasıyla başlayacak. Son bölüme kadar yaşanan tüm gelişmelerin unutulması gerektiğine dikkat çeken yapım şirketi, herşeyin çok farklı olacağını ve yeni sezonda Matmazel’i ön plana çıkarmayı düşündüklerini açıkladı. Aşık olduğu Nihal’i kaçırma planları içerisinde olan Beşir, yeni sezonda kötü rolde karşımıza çıkacak. Dizideki sevişme sahnelerinin 3 boyutlu olarak çekilmesi planlandığını, heyecanın üst seviyeye çıktığı bölümlerin ise sinemada gösterime gireceğinin açıklayan yapım şirketi, Bihter ve Behlül hakkında ser verip sır vermedi. Devam kararından sonra Aşk-ı Memnu fanatikleri tarafından binlerce telefon aldıklarını söyleyen kanal yetkilileri, “Türkiyedeki her 5 kişiden 3.5′u bu diziyi izliyor. Hedefimiz diziyi dünya genelinde tanıtmak” açıklamasını yaptı.
Benim yorumum bu sefer kesin Behlül Nihal’i 1453 kere kanunen
Tem
07
Posted by admin
Sagopa kajmer yani Yunus abimiz güzel parçalar çıkarmış kendisini çok seviyoruz (:
Sözleri nerden buluyor anlamıyorum ama güzel düşünüp yazdığı kesin…
Yeni albümde en çok sevdiğim parça …
Sagopa kajmer – Onlarıda anlıyorum
Mp3 uzantısını verirdim indirin diye ama şimdi şikayet felan gelir mazAllah (:
Tem
07
Posted by admin
Gerçekten insanların bu kadar değişiceğini bilmezdim…
Millet daha 2-3 gün önceki canım kardeşim dedikleri kişileri 1-2 hafta sonra umruna bile almıyor bu kadar yüzsüzlük olabilir mi diye düşünüyorum…
İnsanlar artık farklı dinler ve farklı yönlere inanmaya başladı bence dünyanın sonu geliyor artık değişme yoluna bile gidemeyiz millet yediği şeylere şükür etmemeye inançsız olmaya başladı sonumuz hayır ola…
Kimseye güven kalmamış ne diyelim öbür dünyayı düşünen kimse yok (:
Allah(c.c) hepimizi affetsin…